İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Unutmamışız değil mi?

Zor zamanlardan geçiyoruz. Bu süreçte, yitirdiklerimiz ve acı kayıplarımızın yanı sıra hatırladıklarımızda var. Unutulan şeyler, hatırlanırmış derler ya öyle işte.

Bireysel olarak sosyal izolasyonumuzu sağlamışken, bolca düşünme fırsatımız olmuştur. Şahsen ben düşünmeden edemedim. Aklımdaki film bandını geri sarınca, sormadan da edemedim kendi kendime. Ayda yılda bir yapılan büyüklere ziyaretlerimiz, arada bir bu da nerden çıktı dediğimiz toplantılarımız, günlerimiz, akşam yemeklerimiz, şunlar da nerden geldilerimiz, beş çayı da neymiş dediklerimiz, bu akşamda spor yapmayıverelim ne çıkar, bugün işe gitmesem ne iyi olur, bu saatte okula mı gidilir demelerimize ne oldu şimdi…  Bu söylemler yerini sosyal iletişim ağlarından dakikalarla sınırlı akşam buluşmalarına, balkondan balkona sohbetlere, uzaktan uzağa gözlerle kelama bıraktı. Özlemlerimiz bir bir arttı. Var olan ama aklımızda olmayan özlemlerimiz, vuslata ermeyi bir köşede sessizce bekliyor şimdi.

Elbet bu günlerde geçecek. Sabırla tedbiri elden bırakmadan, uyarıları gözardı etmeden önlemlerimizi almalıyız. Bazılarımız için zor gibi gözükse de iş hayatında olanlar ve kamu hizmetini sağlayanlar dışında, hayatı bir süreliğine eve sığdırmalıyız.

İşte böyle bir hafta sonunda hayatı eve sığdırmış dinleniyorken, radyo da ki söze takıldım. Ne demek şimdi bu dedim, ne kadar da ilginç. Aslında doğruluk payı da yok değildi hani radyoda ki sesin… “dünya nüfusu artıyor, ama insan azalıyor…”  demesine.

Küresel düzeyde yaşanan ‘Pandemi’nin, dünya ekonomisinde bir kriz ortamı oluşturacağı ve oluşturduğu biliniyor. Dünyanın her yerinde ekonomik, sosyal, siyasal krizler yaşanabiliyor yaşanmasına lakin ben farklı bir konuya değineceğim. Krizleri fırsata çevirmek.  Bu kavrama nereden bakıldığı çok önemli. Bu kavram aslında krizlerden güçlenerek çıkmak, yeniden doğmak, yeniden başlamak anlamında kullanılırken, merdiven altı üretimin diğer bir adı olup çıkmış durumda. Cerrahi yüz maskesi satanlarla, eldiven stoklayanlarla, hatta hatta dezenfektan adı altında malzemeleri piyasa sürüp, azalan insanlığın manevi varlığına adeta göz dikenlerle dolmuş çevremiz. Üzülmemek elde değil. İfade etmek isterim ki, birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyaç duyulan şu zamanlarda, bu tür davranışları kınıyor ve vicdanlara bırakıyorum.

Radyo da ki sese gelince. Neden takıldığım az çok belli oldu sanırım. Krizler, fırsata çevrilmeli tabi ki. Ama insan hayatı hiçe sayılarak değil. Krizleri fırsata çevirmek, düşene bir tekme de atmak demek değil. Krizleri fırsata çevirmek, bir bakıma çağa yenik düşerek erozyona uğrayan, sosyal ve kültürel bağlarımızı onarmak, unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi hatırlamak, kısacası bizi biz kılan insani olgulara yeni bir bakış açısı ile yaklaşmak olmalı. İşte tam da bu nasıl olacak derken, şahit olduklarımız ümit var olmamız gerektiğini bize tekrar hatırlatıverdi. Yakın zamana kadar geriye dönüp bir düşünün bakalım. Bir insan kaç kez şahit olmuştur hoşnutluktan sebep, yaşlılarımızın yüzünde ki tebessümün gözyaşı ile yarenliğine. Kaç kez şahit olabilirsiniz ki, gençlerin yardıma muhtaç komşularına dışarı çıkmak zorunda kalmasınlar diyerek erzak taşıdığına. Kaç kez şahitlik edebilirdiniz ki, sen yapma ben yaparım, sen çıkma ben alır gelirim, sen dinlen ben hallerim cümlelerinin naifliğine. Ve kaç kez şahit olabilirdiniz ki, kan bağınızın olmadığı telefonda ki sesin, ağlamaklı olarak şimdilik bir ihtiyacım yok çocuğum var olasın, sağ olasın, ömürlü olasın dediğine… Saygıyı, sevgiyi ve yardımlaşmayı, unutmamışız değil mi?

Hülasa, birçok zorluğu birlikte aştık. Bir olduğumuz vakit, biz olduğumuz vakit bu zorlukları da hep birlikte aşacağız.

Biz yine tekrar edelim, siz yine unutmayın. Hayat eve sığar…

Print Friendly, PDF & Email

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir